arkasokakhaber.com

“Çiğ Süt Krizi Kapıda!”

Yayınlanma Tarihi : 14.09.2022 15:26 Bu haber 61 defa okundu

“Türk Kızılay’ı CEO’ların eline bırakıldı” “AKP’nin rant projesi iflas etti” 

Paylaş Paylaş Paylaş
“Çiğ Süt Krizi Kapıda!”

“Ege’nin karşı kıyısı ile kontrollü geriliminizi yemezler!” (DP Basın Merkezi – 14 Eylül 2022) Demokrat Parti Sözcüsü Dr. Neslihan Çevik, haftalık basın açıklamasında iktidara uyarılarda bulundu. Vatandaşın gerçek gündemi ve sorunları üzerine değerlendirmelerde bulunan Demokrat Parti Sözcüsü Genel Başkan Yardımcısı Dr. Neslihan Çevik şunları kaydetti: “Çiğ süt krizi kapıda!” “Mayıs ayında Ulusal Süt Konseyi çiğ sütün fiyatını (prim desteği hariç) litre başına 7,50 lira olarak belirlemişti. O zaman süte yüzde 30 zam yapılmıştı ve fiyat 5,70 liradan 7,50 liraya çıkarılmıştı. Mayıs ayından bugüne kadar çiğ süt litre fiyatına direkt olarak zam yapılmadı; üreticilerin ineklerine yedirdiği “yemlere zam geldi”, bu yemleri ekip biçmek için kullandığı “mazota ciddi oranda zam” geldi. “Hangi üretici, hangi çiftlik bu şartlarda ayakta kalabilir?” Yine Ulusal Süt Konseyi’nin araştırmasına göre 1 litre çiğ sütün üretim maliyeti Temmuz 2022 itibariyle 7,20 liraya yükseldi. Sütün maliyeti 7,20 lira ve bu sütü satış fiyatınız 7,50 lira ise hangi üretici, hangi çiftlik bu şartlarda ayakta kalabilir? Bu sürecin sonu çok açıktır ki üreticilerin batıyor oluşudur. Unutmamak gerekir ki hayvancılık ve tarım birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu kötü gidişat yalnızca süt ve süt ürünleri üretimini etkilemeyecek. Kapanan çiftliklerden, kesilen ineklerden büyükbaş et üretimi de kötü etkilenecektir. Çok yakında et fiyatları da zamlanacaktır. “Yem sorunu öncelikli olarak çözülmeli” Birileri hala “Yaparız ithalatı, yurtdışından getiririz erkek danaları, sorunu çözeriz” diyor. Zaten böyle diye diye 20 senelik iktidarları sürecinde tarım ve hayvancılık sektörünü batma noktasına getirmediler mi? Türkiye’de ineklere, danalara yedirilen “yem sorununu çözmeden” ne süt ve süt ürünleri sorununu çözebiliriz ne de et sorununu çözebiliriz. “Türk Kızılay’ı CEO’ların eline bırakıldı” Cumhurbaşkanı her gittiği yerde makam saltanatından bahsederken acaba Kızılay’ın durumunun farkında mı? Türk Kızılay’ı bünyesinde 12 tane şirket var. 12 şirketin başında bir tane CEO, bir tane de CEO yardımcısı var! Kızılay’a bağlı 12 şirkette sadece huzur hakkı (maaşlar hariç) aylık 1 milyon 300 bin TL. Hadi gönüllü hizmet olmayışını anlarız ama neden makul bir ücretlendirme yapılmıyor? Milyonlarca insanın gönlünden kopan bağışlar neden daha fazla yoksula, ihtiyaç sahibine ulaştırılması gerekirken hesapsızca birilerinin cebine giriyor? Üç sene önce Kızılay üyesi ve delegesi Hamza Aydoğdu, Denetim Kurulu Başkanı’na bazı iddiaların ve ispatlarının olduğu belgeler sunmuştu. Bu belgelerde 12 bin Dolara kiralanan yalı, boşa harcanan tadilat paraları ve maaşlar vardı. Maalesef bunlarla ilgili adım atılmadı. üzerine yeni iddialar da geldi. Kızılay gibi tarihi bir kurumun içini böylesine boşaltıp CEO’lara teslim eden, toplantı masalarına hapsedenler elbet bir gün gelecek hesap verecekler. “Rant projesi olarak hayata geçirdikleri Yassıada'da da çuvalladılar” Siyasetlerine fayda sağlayacağını düşündükleri her bir değeri, anı ve şahsiyeti hiç çekinmeden ve utanmadan araç haline getirdiklerini görüyoruz. Yassıada konusunda iktidarı pek çok defa uyarmıştık. Türk siyasi tarihinde "kara leke" saydığımız, kurmaca bir yargılama ile bu memleketin başbakanı ve bakanları hakkında idam kararlarının verildiği Yassıada, AKP iktidarı eliyle içinde lüks bir otelin yer aldığı projeye dönüştürülmüştü. 2015 yılında temeli atılarak otel inşa edilen ve ismi Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak değiştirilmişti. Yassıada da iktidarın rant kurbanı olmuş, bağlamından, tarihinden kopartılmaya çalışılmıştı. Nitekim; 2018’de AKP’nin rant projesi iflas etti, lüks otel iflas bayrağını çekti. Adada faaliyet gösteren lüks otelin zarar ettiği gerekçesiyle yerli ve yabancı yatırımcıların teklifine açıldığını basın yoluyla öğrendik. Kendi ikballeri uğruna bu adadaki zulmü yaşamış ailelerin anısına saygısızlığa ses etmeyen AKP iktidarı içindeki isimlere bir kez daha sesleniyoruz : “Dün bu tarihin bir rant uğruna heder edilmesine sessiz kaldınız, anladık. Ancak buraya "kâr" nazarıyla bakacak yabancı sermayenin girişine müsaade etmeyin. Bir kez olsun şahsi kârlarınızdan vazgeçin! Taşıdığınız soy isimlerin, hakkı yenmiş anne, baba ve aile büyüklerinizin hakkını artık teslim edin. Bu garabeti durdurun. Zaten demokrasi ve adalet çizgisinde değerlendirince isimlerinin dilinizden dökülmesi saçma olan o abide isimlere daha fazla ihanet etmeyin. Aksi takdirde, tarihte "kara leke" olarak bellediğimiz adanın bu durumu artık adı "ak" olan iktidarınızın "kara lekesi" halini alacak. “Ege’nin karşı kıyısı ile kontrollü geriliminizi yemezler!” AKP yıllardır bu millete 7 düvele meydan okuyan, onurlu ve başı dik masalları okuyor. Gerçekte ise ülkemizi doğası, kaynakları, ekonomisi, iş gücü ve sınırları ile Batının servisine sunmuş olduğunu açıkça görüyoruz. Batı’yı teröristleri kendi içinde tutarak koruyan, çöp yığınlarını alan, sudan ucuz şekilde Türkiye’nin denizini, sahilini, yeşilini Batı’ya ve batı sermayesine peşkeş çeken AKP şimdi Yunanistan üzerinden kontrollü bir gerilim yaratma peşinde. Yıllardan beri Yunanistan Ege’deki adaları anlaşmalara aykırı olarak silahlandırırken ülkenin menfaatlerini koruyun, uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tepkiyi verin dediğimizde bizi neredeyse barış düşmanı savaş lordu ilan ettiler. “bakkal işletmiyoruz, devlet yönetiyoruz” deyip Yunanistan’a itiraz edenlere dava açtılar. Şimdi ise çıkmış bir gece ansızın gelebiliriz diyorlar; İzmir’i hatırlayın diyorlar; senelerce Türk kelimesinden nem kapanlar şimdi Türk Milleti diyorlar. Nitekim Suriye içinde bir gece ansızın gelebiliriz deyip bir de diye Milli Güvenlik Kurulundan kararda çıkartmışlardı; ne oldu? Hala Suriye’de hiç bir şey yok. Çünkü kuzeydeki ağabeyi, dostu izin vermedi. Dönelim yine Yunanistan’a konusuna. İki NATO üyesinin savaşması mümkün mü? Tabi ki değil. Buna Atlantik’in öbür tarafında ki ağabey izin verir mi? Peki, neden bu söylem? Zamdan ekonomik sıkıntıdan enflasyondan başka malzemesi olmayan hükûmetin söyleyecek sözü kalmadı da o yüzden. Önümüzde ki seçimlerde ikinci, üçüncü parti olacağınızı anlayınca Ege’nin karşı kıyısı ile kontrollü bir gerginlik yaratıp muhalefete vatan haini yaftasını matuf hale getirmek ve bir taraftan gücünüzü milli duyguları sömürerek pekiştirmeye çalışıyorsunuz. Ne bir gece ansızın gelebiliriz diyen hamaseti destekliyoruz ne de savaş olsun diyoruz. Yunanistan olsun Suriye olsun, iktidarın çelişkilerini ve hamasetini milletimizin dikkatine sunuyoruz Sonuçta, bu planı yemezler; ülkeyi de AKP eşkıyalarına yedirmezler.”

Paylaş Paylaş Paylaş
Etiket :
YORUMLARI GÖR
ÜYE YORUMLARI
Yorum yapabilmek için

Giriş Yap ya da Kayıt Ol