MENÜ

LAİKLİK DEMOKRASİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR!

Yayınlanma Tarihi : 13.04.2026 07:43 Bu haber 18 defa okundu

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

Paylaş Paylaş Paylaş
LAİKLİK DEMOKRASİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR!

Adına Samandağ Şube başkanı Atiye Sönmez Erdoğdu

 

 

 

Laiklik, 103 yıldır altında güvenle yaşadığımız Cumhuriyet kubbemizin kilit taşıdır.

Laiklik; aklın özgürlüğüdür, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı

bilincidir. Laiklik; yurttaşların çağdaş bilimsel bilgi ile donatılıp fikri hür, irfanı hür, vicdanı

hür bireyler olarak yetiştirilmesidir.

Laiklik; ulus olabilmenin, ulusal bağımsızlığın, barış içinde yaşamanın, düşünce ve

ifade özgürlüğünün, bilim ve sanatta üretkenliğin ve yaratıcılığın, kültürel gelişimin, kadınerkek eşitliğinin, emeği en yüce değer bilmenin, hukuk devletinin ve yargı bağımsızlığının,

kısacası insanca ve onurlu yaşamın güvencesidir.

Laiklik; din ve devlet işlerinin değil, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.

10 Nisan 1928...

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ve Türk aydınlanmasının en önemli adımının atıldığı

gündür.

Büyük Millet Meclisi'nin 9 Nisan 1928 günü oy birliği ile kabul ettiği ve 10 Nisan

1928 tarihli resmi gazetede 1220 sayı ile yayınlanarak yürürlüğe giren kanun ile anayasanın

4 maddesi değiştirilerek2. maddeden “Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslam’dır." tümcesi,

16 ve 38. maddelerdeki milletvekili ve Cumhurbaşkanı yeminlerinden “Vallahi" sözcüğü ve

26. madden de din işlerinin düzenlenmesini TBMM’nin görevleri arasında sayan cümle

çıkartıldı. Böylelikle bu tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir iş ve

işleminin din kurallarıyla, naslarla görülemeyeceği yasalaşmış oldu.

İlk insan topluluklarında kaba kuvvet, aile bağları, büyü, doğa güçleri ve

benzerlerine dayanılarak kullanılan yönetme yetkisi, yerleşik düzene geçilmesi, tek tanrılı

dinlerin ve devletlerin ortaya çıkması ile meşruiyetini ilahi dayanaklarla sağlar olmuştur.

Yönetme erkinin tanrısal dayanağına ilk itiraz 1517’de Almanya’da Luther'den

gelmiş, ardından Almanya’da Protestanlık, Fransa’da Kalvenizm ve İngiltere’de de Anglikan

mezheplerinin doğması ve kendi kiliselerini kurmalarıyla Vatikan'ın Hristiyan dünyası

üzerindeki vesayeti kırılmıştır. Dinde reform, bilim ve sanatta rönesans ile gelişen bu

süreçte yaşanan kanlı mücadelelerden sonra nihayet kiliseyi ve ona dayanan kraliyet

düzenini hedef alan 1789 Büyük Fransız Devrimi ile yönetme erki gökten yere indirilmiştir.

Büyük Atatürk ve Kemalist Devrimciler de kongreler sürecinde ortaya koydukları

“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” şiarını, 23 Nisan 1920’de

açtıkları Büyük Millet Meclisi ile hayata geçirmişler, “Hâkimiyet Bilâ Kaydü Şart

Milletindir” (Egemenlik Kayıtsız Koşulsuz Ulusundur) düsturunu 1921 Teşkilatı Esasiye

Kanunu’nun 1. Maddesine yazmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi duvarına da silinmemek

üzere kazımışlardır. Yönetme güç ve yetkisini Ulusal İstenç’ten (Milli İrade’den) alan

Kemalistler kurdukları Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile hem Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı

zafere ulaştırarak vatanı kurtarmışlar, hem de ilahi dayanaklı saltanat rejimini yıkarak

kuldan özgür yurttaş yaratmanın yolunu açmışlardır. Bu amaçla, zaferden hemen sonra 1

Kasım 1922’de saltanat ve 3 Mart 1924’de hilafet kaldırılarak Ulusal Egemenlik

kesinleştirilmiş, 10 Nisan 1928’de de devlet laikleştirilmiştir.

1950'lerden itibaren 10 Nisan Laiklik Günü’nü yok sayma çabası içinde olanların dini

nasıl istismar ettikleri her gün yeni örneklerle görülüyor. Bu aymazlar; meşruiyetlerinin

kaynağını kurutmaya, bindikleri dalı kesmeye çalıştıklarının farkında değiller. Karar ve

uygulamalarını naslara dayandırarak itirazsız bir biat toplumu ve tartışılamaz bir yönetim

özlemi çekenlerin, laikliğe neden karşı ve demokrasiden ne kadar nasipsiz oldukları

ortadadır.

Laikliğin ne değerli bir kazanım olduğunu anlamanın en pahalı yolu teokratik bir

diktanın sultasına düşmektir. Bunun dramatik örneklerini görmek için bölgemizdeki

ülkelerin haline bakmak yeterlidir. Coğrafyamızda Laik Cumhuriyete ve Üniter Ulus Devlete

sahip olmadıkça bütün kalmanın da, barış içinde yaşamanın da, bağımsızlığın da,

kalkınmanın da olanaklı olmadığı görülmelidir. Bu nedenle "Yeniden Atatürk Cumhuriyeti"

çağrımızı sürekli yineliyoruz.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, aziz milletimizin 10 Nisan Laiklik Günü’nü

kutluyor, bu vazgeçilmez ilkeyi sonsuza dek koruma ve yaşatma azim ve kararında

olduğumuzu bir kez daha kamuoyumuza duyuruyor, ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip

olan herkesi ve her kurumu laikliğe sahip çıkmaya çağırmayı görev sayıyoruz

 

 

Paylaş Paylaş Paylaş
Etiket :
YORUMLARI GÖR
ÜYE YORUMLARI
Yorum yapabilmek için

Giriş Yap ya da Kayıt Ol